• KIZILOT Tax Law Office

Faturada Vade Farkı Kaydı ve Bir İçtihat

I- GİRİŞ

Günlük hayatımızda, en çok muhatap olduğumuz evraklardan birisi de kuşkusuz faturadır. Fatura, yaptığımız alışverişlerde, hem alıcı hem de satıcı yönünden belirleyici bir unsur olarak karşımıza çıkmakta (1). Ancak, maalesef çoğumuz bu belirleyici unsurun farkında değiliz.

Kanunlarımızda, fatura tam olarak tanımlanmamakla birlikte, faturanın içeriği ve fonksiyonu gibi konulara değinilmekle yetinilmiştir. Bu yazımızda fatura konusu, özellikle Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul Kanunu çerçevesinde değerlendirilecek, vade farkı kaydının hukuki niteliği ve faturada böyle bir kaydın bulunmasının sonuçları üzerinde durulacaktır. Bu konuda Yargıtay’ın ilgili daireleri arasındaki görüş ayrılıkları, İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı ile giderilmiştir. Bu karar ile uygulamada, meydana gelebilecek sorunlar da çözüme kavuşturulmuş bulunmaktadır.


II- TÜRK TİCARET KANUNU VE VERGİ USUL KANUNU KAPSAMINDA FATURA

Fatura, Vergi Usul Kanunu’nun 229. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir.

“Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır”

Türk Ticaret Kanunu’nda, faturanın tanımı yapılmamış olmakla birlikte, 23. maddesi hükmü; “Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bir bedel ödenmişse bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.


TTK kapsamında da fatura, karşılıklı bir mal ya da hizmet alışverişinin belgelendirilmesi (tevsik edilmesi), amacıyla kullanılan bir belgedir. Takip eden fıkrada da ifade edildiği gibi, faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında herhangi bir itirazda bulunmamış ise,fatura münderecatını kabul etmiş sayılmaktadır.


Fatura, malın veya hizmetin alındığı tarihten itibaren, belli bir süre içerisinde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu süre yakın bir tarihe kadar 10 gün idi. Ancak 5035 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un 48.maddesiyle, VUK’un 231. maddesinin beşinci bendinde yer alan bu 10 günlük süre yedi güne indirilmiştir (2).

Bir faturada bulunması gereken unsurlar da yine VUK’un 230. maddesinde sayılmıştır. Buna göre;

1- Faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası,

2- Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası,

3- Müşterinin adı, ticaret unvanı ve iş adresi, varsa bağlı bulunduğu vergi dairesi ve hesap numarası,

4- Malın ya da işin türü, miktarı; fiyatı ve tutarı,

5- Satılan mallar faturanın düzenlenmesinden önce teslim edilmişse, teslim tarihi ve irsaliye numarası faturada bulunması zorunlu olan unsurlardır.


Yasal olarak, faturada bulunması gereken unsurlar bunlar olmakla birlikte kanunda, ‘vade farkı kaydı’nın faturada bulunması zorunluluğundan bahsedilmemiştir. Ancak Maliye Bakanlığı, faturaya 230. maddede belirtilen bilgiler dışındaki bilgilerin de not edilebileceğini kabul etmektedir.

III- VADE FARKI KAVRAMI VE FATURADA VADE FARKI KAYDININ BULUNMASI

Vade farkı, en kısa anlatımla, herhangi bir mal veya hizmetin peşin satış fiyatı ile taksitli veya vadeli satış fiyatı arasındaki farktır (3). Mal ya da hizmetin bedeli olan nakit alacağın,vadesinde ödenmemesi halinde, bu bedele oransal olarak belirlenip ilave edilecek bir miktarı ifade etmektedir (4).

Vade farkı kavramı, kanunlarımızda tanımlanmış bir kavram değildir.Özellikle enflasyonun yaşandığı ekonomik konjonktürde, satıcının yani alacaklının, enflasyonun yıkıcı etkilerinden korunması amacıyla uygulamaya girmiş, hukuki bir enstrüman olarak karşımıza çıkmaktadır (5).

Daha önce de belirttiğimiz gibi vade farkı kaydı, faturada bulunması zorunlu unsurlar arasında sayılmamıştır. Bu durumda böyle bir kaydın faturada bulunuyor olmasının ne gibi sonuçları olacaktır?

TTK’nın 23/2. maddesine göre,faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içerisinde, fatura münderecatına (içeriğine) itiraz edebilmektedir. Fatura münderecatından da anlaşılması gereken, VUK’un 230. maddesi kapsamında saydığımız zorunlu unsurlardır. Eğer faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmezse, fatura münderecatı kabul edilmiş sayılmaktadır (6).

Vade farkı istenebilmesi için, taraflar arasında, bu yönde yazılı bir sözleşmenin ya da bu doğrultuda oluşmuş bir teamülün bulunmasının şart olduğu konusunda, Yargıtay’ın ilgili daireleri arasında, tam görüş birliği bulunmaktadır. Ancak taraflar arasında bu yönde yazılı bir sözleşme ya da oluşmuş bir teamülün bulunmaması durumunda, faturada yer alan vade farkı uygulanacağına ilişkin kayda, sekiz gün içerisinde itiraz edilmemesi durumunda vade farkı alacağının doğup doğmayacağı konusunda Yargıtay’ın ilgili daireleri arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.

19. Hukuk Dairesi; faturadaki vade farkı kaydının fatura metnine dahil olması durumunda, bunun, fatura münderecatından sayılarak TTK’nın 23/2. maddesinde ifade edilen kanuni karineden yararlanacağını, ancak vade farkı kaydının fatura arkasında veya fatura metni dışında faturanın alt kısmında dipnot şeklinde bulunması halinde ise bu kaydın fatura münderecatından olmadığının ve karineden yararlanamayacağının kabulü gerekeceği görüşündedir.

11. Hukuk Dairesi; faturanın arkasına kaşe ile basılmış vade farkı uygulana-cağına ilişkin kaydın varlığı halinde dahi süresinde itiraz edilmez ise vade farkı uygulanacağını savunmaktadır.

13. Hukuk Dairesi ise sözleşme ve ihale şartnamesinde vade farkı uygulanacağına dair bir hüküm bulunmaması halinde vade farkı uygulanamayacağı görüşündedir.

Diğer taraftan, 15. Hukuk Dairesi ise; taraflar arasında yazılı sözleşme ya da yerleşik uygulama bulunmaması halinde faturada yer alan vade farkı kaydına itiraz edilip edilmemesinin hiçbir şeklide sonuç doğurmayacağı, TTK’nın 23/2. maddesindeki karinenin bu hallerde uygulama alanının bulunmadığı, faturadaki vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriği olmadığı görüşünü benimsemiştir.

IV- BİR İÇTİHAT (7)

Yargıtay’ın çeşitli hukuk daireleri arasında meydana gelen bu görüş ayrılıkları, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarihli ve E.2001/1, K.2003/1 sayılı Kararı ile birleştirilmiştir.

Karar; taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara “bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir” ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK’nın 23/2 maddesi gereğince sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum, sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup, vade farkının davacı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği yönündedir.

Bu içtihadı birleştirme kararı verilirken, konu, birçok açıdan değerlendirilmiştir. Kurulda, “vade farkı kaydı faturanın zorunlu içeriğinden midir?” sorusunun cevabı aranmaya çalışılmıştır. Kurul; vade farkının mal ve hizmet bedelinin, ödenmesi gereken günde ödenmemesi halinde, alacağın gecikmesi nedeniyle ulaştığı miktar yani mal veya hizmetin yeni fiyatı olduğu sonucuna varmıştır. Kurulun bu sonuca ulaşmasının gerekçesi de faturada bulunması zorunlu olan unsurlar arasında, vade farkı kaydının olmamasıdır.

Kurula göre fatura, sözleşmenin ifası ile ilgilidir. Faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde, fatura içeriği kesinleşecektir. Fatura içeriğinden de anlaşılması gereken, sözleşmenin ifasıyla ilgili olarak, faturada yer alması olağan sayılan, malın cinsi veya yapılan işin adedi,türü, bedeli gibi hususlardır. Faturada, “gecikme halinde vade farkı alınır” kaydının bulunması ve bu kayda itiraz edilmemesi, faturada yer almasına rağmen, taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın kabul edildiği anlamına gelmemektedir.

Vade farkı kaydı, faturanın zorunlu içeriğinden olmadığından, sekiz günlük yasal süresi içerisinde itiraz edilmedi diye kabul edilmesi ağır sonuçlar doğurmaktadır. Faturada böyle bir kaydın bulunması durumunda, yukarıda bahsettiğimiz TTK’nın 23/1. maddesindeki karineden de yararlanılması mümkün olmayacaktır. Kaldı ki fatura, niteliği itibariyle sözleşme değildir.Yasal süresi içerisinde itiraz edilmemesi de faturaya sözleşme niteliği kazandırmayacaktır.

Kurul, bütün bu kriterleri değerlendirilmek suretiyle sonuca varmıştır.


V- SONUÇ

İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı, oluşan ikilemi gidermesi açısından oldukça önemlidir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu konuda Yargıtay’ın ilgili daireleri arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.

Kuşkusuz, fatura münderecatının asli bir unsuru olmayan vade farkı kaydına, asli bir unsuruymuş gibi hukuki sonuç bağlamak, sakıncalı olmaktadır.

Kaldı ki bu kayıt, sözleşmenin hazırlanması aşamasında taraflarca kararlaştırılabileceği gibi daha sonra, sözleşmeye bir kayıt şeklinde de konulabilmektedir. Fatura ise, sözleşmenin ifası aşamasında ortaya çıkan bir belgedir. Ticaret hukuku açısından taraflar arasındaki karşılıklı mal ya da emtia alışverişini belgelemektedir. Vergi Usul Kanun’u açısından da, müşterinin borçlandığı meblağı gösteren ticari bir vesikadır. Bu doğrultuda, faturadaki vade farkı kaydına alıcı tarafından itiraz edilmemiş olması, bu kaydın kabul edildiği anlamına gelmemektedir.

(1)         Zuhal TOP, “Önce Alışveriş Sonra Fatura”, Hürses, ‘Hukuki Yaklaşım’, 17.07.2003, s. 5

(2)         Zuhal TOP, “Fatura Düzenleme Süresi 7 Gün Oldu”, Hürses, ‘Hukuki Yaklaşım’, 10.01.2004, s. 5

(3)         “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 24. maddesi gereğince, vade farkı adı altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerler de katma değer vergisi matrahına dahil olup, katma değer vergisinin de taksitler halinde beyan ve ödemesi söz konusu değildir. Katma değer vergisi açısından, bedelin peşin tahsil edilmesi ya da satışın vadeli yapılmasının vergiyi doğuran olayı belirleyici bir etkisi bulunmadığından, vade farkını içeren satışlarda da malın teslimi ya da hizmetin ifası anında katma değer vergisini doğuran olay meydana gelmiş sayılır. Hesaplanan katma değer vergisi, teslim ve hizmetin gerçekleştiği döneme ait katma değer vergisi beyannamesi ile beyan edilir.

             Mal bedelinin malın tesliminden sonra tahsil edilmesi dolayısıyla alınan bir tür faiz olan vade farkları, sözleşmede öngörülen süre dolduğu tarihte tahakkuk eder ve o dönemin geliri olarak gelir ve kurumlar vergisine tabi tutulur. Henüz tahakkuk etmemiş vade farkları reeskonta tabi tutulamaz.

             Vade farkı satın alan işletme açısından satın alınan mal veya hizmetin değil, borç alınan paranın maliyeti olduğundan maliyete dahil edilmeyip, dönem gideri olarak muhasebeleştirilir.” (Mahmut SEKDUR-Muhsin ALTUN, “Mali Hukuk Ansiklopedisi”, Yaklaşım Yayınları, Ağustos 2001, s. 692-693

(4)         Mehmet MAÇ - Cüneyt BÜYÜKKAYA, “Faturadaki Vade Farkı Kaydına Alıcı Tarafından İtiraz Edilmemiş Olması, Bu Kaydın Kabul Edildiği Anlamına Gelmez”, Vergi Dünyası, Mart 2004, Sayı: 271, s. 6

(5)         Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarih ve E. 2001/1, K. 2003/1 sayılı Kararı; Yargıtay Kararları Dergisi, Ocak 2004, C: 30, Sayı: 1, s. 24

(6)         Zuhal KIZILOT, “Faturada Vade Farkı Kaydının Bulunması”, Hürses, ‘Hukuki Yaklaşım’, 17.03.2003, s. 5

(7)         Zuhal KIZILOT, “Bir İçtihat”, Hürses, ‘Hukuki Yaklaşım, 18.03.2003, s. 5

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

VERGİ HUKUKU, TİCARET HUKUKU VE CEZA HUKUKU AÇISINDAN BELGE

I-GİRİŞ Vergi Usul Kanunu’nun 359. Maddesi çerçevesinde hüküm altına alınan suçların oluşması için bu suçlara konu olan belgelerin vergi hukuku, ticaret hukuku ve ceza hukuku merceğinde de incelenmesi