EŞTEN HABERSİZ EV SATILAMAYACAĞINA İLİŞKİN BİR KARAR

01.12.2006 /
Av. Zuhal KIZILOT /
Yaklaşım Dergisi

 

 

Yazar: ZuhalKIZILOT (*)

Yaklaşım Dergisi / Aralık 2006 / Sayı: 168

 

 

I- GİRİŞ

Ekim ayında, Yargıtay’ın evli çiftlerin, birinin diğerinden habersiz başka bir anlatımla rızası olmadan konutunu satamayacağına ilişkin kararı, büyük ilgi gördü.

“Evlilik birliği” tabirinden, evlilikte herşeyin birlik ve beraberlik içinde yapılacağı ya da yapılması gerektiği anlaşılıyor. Ancak her zaman bu kurala uyuluyor mu, işte orası tartışılır. Türk toplumunun aile yapısını da göz önüne alırsanız bu tartışma daha da uzayabilir.

Çiftlerin, birlik ve beraberlik çerçevesinde yapmaları gereken birtakım hukuki işlemler de olabilir. Bu makalemizde, böyle hukuki bir işlemi konu alan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararını ele alacağız.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda (MK) bu konuda “Aile konutu” başlıklı 194. madde oldukça önemli. Adı geçen madde hükmüne göre;

Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası olmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemiyor, aile konutunu devredemiyor veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamıyor (MK md. 194).

Eğer eşlerden biri, alması gereken rızayı alamamışsa veya karşı tarafın rıza göstermemekte haklı bir sebebi yoksa, bu konuda hakimin müdahalesini isteyebiliyor.

Eşlerden birinin, gayrimenkulün tapu kayıtlarında malik göründüğü durumlarda, diğer eş, tapu kütüğüne, konutla ilgili şerhin verilmesini isteyebiliyor.

Eşlerin yaşadığı konuta ilişkin kira sözleşmesi eşlerden biri tarafından yapılmışsa, diğer eş, ev sahibine bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı haline gelebiliyor. Bu konuda her iki eş de müteselsil (zincirleme) sorumlu oluyor.

Bu yasal düzenleme ile kuşkusuz, tapu sicilinde konutun maliki olarak gözüken eşin, hukuki işlem özgürlüğü, diğer eşin katılımına ve onayına bağlanmış oluyor. Oluyor olmasına da acaba kaç çift bu yasal düzenlemenin farkında? Doğrusunu söylemek gerekirse bu oran fazla değil.

Bir de MK’nın 1023. maddesi var. Bu madde de tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişilerin bu kazanımlarını koruyor. Bahsedeceğimiz karardaki ince notayı kavrayabilmek için bu iki Kanun hükmünü birlikte yorumlamak gerekiyor.


 

II- EŞİNDEN HABERSİZ EVİ SATAN KOCA

Yargıya intikal eden bir olayda; tapu kaydında malik olarak gözüken koca, karısının rızası olmadan, birlikte yaşadıkları evlerini üçüncü kişilere satıyor. Karısı da MK’nın 194. maddesine dayanarak, evin “aile konutu” olduğunu ileri sürüyor. Evi satın alan kişiler üzerinde bulunan tapu kaydının iptali ile kocasının adına tesciline ve tapu kütüğüne taşınmazın “aile konutu” olduğuna ilişkin şerh konulmasına karar verilmesini talep ve dava ediyor.

Karşılıklı iddia ve savunmalar derken, dava, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na kadar geliyor. Nihayetinde bu konuda bir Karar da veriliyor.

 

III- KARAR

Karar’da (1); “…Aile konutu, eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yer verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır.

Bu kadar önemli olduğu açık olan bir malvarlığı ile ilgili olarak eşlerin tek başlarına hukuki işlem yapması, diğer eşin önemli yararlarını zedeler. Bu nedenledir ki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi hükmü ile bu konutun başkalarına devri, diğer eşin rızasına bağlanmıştır. Başka bir anlatımla, aile konutu olarak özgülenen taşınmazın mülkiyetinin devri diğer eşin rızasına bağlı bir hukuki işlem olarak kabul edilmiştir (2).

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinin 3. fıkrası hükmü ile rıza alınmadan yapılacak işlemleri önleyebilmek amacıyla tapu kütüğüne şerh verilmesi olanağı getirilmiştir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki anılan madde ile tapuya güven ilkesine bir istisna getirilmiş değildir (3).

Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş tarafından, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesi istenilmemiş olsa bile işlem tarafı, iyi niyetli üçüncü kişinin ayni hak kazanımı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi hükmü ile korunmuştur.

Şerhin etkisi ise eşin rızası alınmadan gerçekleştirilen kazandırıcı işlemlerin, üçüncü kişinin iyi niyetine rağmen, geçersiz sayılacağına yöneliktir.

Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi, tapuya güven ilkesini öngörmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinin 3. fıkrası ise tapuya güven ilkesinin aynen sürdürülmekte olduğunun bir ifadesidir.

Bu açıklamalar ışığında, dava konusu taşınmazın, eşler tarafından kendilerine, aile konutu olarak özgülendiğinin tartışmasız olduğu, bu durumda, davalıların, taşınmazı satın alırken, bu yerin aile konutu olduğunu ve davacı malik olmayan eşin, satışa rızasının bulunmadığını bildikleri, bu halde de tapuya güven ilkesini esas alan MK’nın 1023. maddesinin şartlarının üçüncü kişiler yönünden gerçekleşmediği” ifade ediliyor.

Bu doğrultuda davacı eş, davasında haklı olduğunu da göstermiş oluyor.

 

IV- SONUÇ

Görüldüğü gibi eşlerden her iki tarafın da birbirinden habersiz bu gibi hukuki işlemleri yapmaları imkansız. Kanun, buna cevaz vermiyor. Aksi durum söz konusu olduğunda da yargıya intikal ediyor ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız sonuç ortaya çıkıyor.

Tapu kütüğünde malik olarak gözüken eşin, hukuki işlem yapma özgürlüğünün, diğer eşin onayına bağlanmış olması son derece yerinde bir uygulama. Ancak bu uygulamanın kabul edilebilirliği ve yerleşmesi biraz zaman alacağa benziyor.

 


*           Avukat

(1)         Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.10.2006 tarih ve E. 2006/2-591, K. 2006/624 sayılı Kararı. (Kararın tam metnine, Yaklaşım’ın elinizde bulunan sayısının, “Yargı Kararları” bölümünde yer verilmiştir).

(2)         Bilge ÖZTAN, Aile Hukuku, Ankara 2004, s. 207; Ahmet M. KILIÇOĞLU, Türk Medeni Kanunu’nda Diğer Eşin Rızasına Bağlı Hukuksal İşlemler ve Yasal Alım Hakkı, Ankara 2002, s. 18

(3)         KILIÇOĞLU, age, s. 20